SAZ ŞAİRLERİ

Konya’da dünden bugüne âşıklık geleneğini yaşatanlar ve bunlar üzerine yapılan çalışmalar.

Türkistan coğrafyasında, dönemlerine ve bölgelerine göre; kam, ozan, bahşi/baksı, akın, cırav, vb. adlarla anılan, ülkemizde ise önceleri ozan ve bahşi olarak adlandırılıp günümüze gelince de âşık ve saz şairi/halk şairi gibi adlarla anılan sanatkârlar, Konya’nın son birkaç yüzyıllık tarihinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak bu sanatkârlar kendilerine ad olarak “halk ozanı” gibi yeni bir kavramı öne çıkarmışlardır. Kendileri ve başkaları tarafından hangi adla anılırsa anılsınlar, bu sanatkârlar günümüzde yurdumuzun pek çok ilinde köklü bir geleneği yaşatmaktadırlar.

Konya ilinde yetişen saz şairleri ve âşıklarla ilgili olarak yapılan çalışmalar veya metin yayımlarının dışında en önemli yayınlar, Sadeddin Nüzhet [Ergun] ile Mehmet Ferit [Uğur]’in Konya Vilâyeti Halkiyat ve Harsiyatı (Konya 1926) ve Mahmut Ragıp Gazimihal’in Konya’da Musiki (Ankara 1947) adlı çalışmalarıdır. Bu iki eserde Konya ve ilçelerinde yetişen şairlerin yanında saz şairlerine de yer verilmiştir. Ayrıca Konya’da en çok aşığın yetiştiği Sille beldesiyle ilgili M[ehmet] Zeki [Dalboy], Sille Halk Şairleri (Konya 1935) ve A. Kemal Akça, Sille’nin Halk Şairleri (Konya 1940) adlarıyla birer kitap yayımlamışlardır. Bu, kitap bütünlüğündeki yayınların yanında bir kısmı yine kitap şeklinde olmak üzere; Mehdi Halıcı, Emine Yeniterzi, Aziz Ayva, Hasan Özönder, Saim Sakaoğlu gibi araştırıcıların da bu alanla ilgili yayınları vardır.

Bu arada en önemli konu âşık ve saz şairi kavramları arasındaki bağı belirlemektir. Bu iki ad ile bunlarla yakınlığı olan öbür adlar ayrı ayrı ele alındığında bu kavramlar arasında küçük farklılıkların veya özelliklerin olduğu görülecektir. Bu konuda görülecek kaynakların başında yer alan bir makalede ondan fazla terime açıklık getirilmiştir (Sakaoğlu, 1977). Halkımızın arasında olduğu kadar alanın uzmanları arasında da saz şairi-âşık belirsizliği sürüp gitmektedir. Saz çalmadıkları hâlde saz şairi geçinenlerin yanında âşıklığın vazgeçilmez özelliği olan atışma ve hazırlıksız şiir söyleme (irtical/doğaçlama) özelliği olmayanların da kendilerini âşık olarak tanıtmaları, takma adlarının önüne bu adı da eklemeleri dikkati çekmektedir.

Konya ve ilçelerinde yetişen bu sanatkârların bazıları saz çalmakta ve saz şairi adını kullanmaya hak kazanmaktadır. Bunlar arasında; Feşânî, Lokmânî, Seydişehirli Mehmet Kıl, Âşık Salihî (Halil Yılmaz), Ataroğlu (Mehmet Atar), Özhanî (Zekeriya Özhan), vb. Sille’de yetişen olarca âşığın içinde kaçının saz çalıp çalmadığı kesin olarak bilinememektedir.

Türk saz şiirini temsil ettiklerine inanılan sanatkârlar içinde gerçek anlamıyla saz şairi olan, saz çalmasının yanında bade içme yoluyla saz çalmayı öğrenenlerin kimler olduğu da bilinememektedir. Mesela alanın en önde gelen âşığı olan Şem’î’nin saz çalıp çalmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, onun saz çalmadığı kanaati daha yaygındır. Daha sonraki yüzyılın ünlü adı Âşık Mehmet Yakıcı’nın, her ne kadar Konya Halkevi’nde şiir okuduğu biliniyorsa da saz çalmadığı da bir gerçektir. Yetiştikleri çevrenin ve aldıkları eğitimin yol açtığı sazdan uzak durma hâli yadırganmamalıdır. Onların yazdıkları veya meclislerde hazırlıksız olarak okudukları şiirleri, haklarında yeterli bilgiyi verebilmektedir.

Konya’da doğup büyümemekle birlikte âşıklıklarını uzun zamandan beri bu ilde sürdürenler de vardır. Bunların tamamına yakını saz da çaldıkları için kendilerine saz şairi adı da yakıştırılabilir. Zikrî Aliyar (Narman-Erzurum), Âşık Karaçay (İbrahim Karaçay) (Tercan-Erzincan), Âşık Edibî (Oltu-Erzurum) ve Öksüz Ozan (Ahmet Yıldırım) (Eleşkirt-Ağrı) günümüz Konya saz şairleri arasında önemli yerlere sahiptirler.

Saz çalan bir sanatkârın mutlaka kendisine saz çalmayı öğreten bir ustasının olması gerekirken, bu durum bazı sanatkârlarda görülmemektedir. Zira bunlar saz çalmayı kendi kendine öğrenmişlerdir. Konya’da bulunan ve âşıkların çalıp söyledikleri kahvehanelerde elbette saz sesleri eksik olmazdı. Zira oraya konuk olarak gelip, bir veya birkaç gün kalıp gidenlerin mutlaka saz çalmayı bilmeleri gerekirdi.

Âşık Şem’î hakkında birer kitap yayımlayan İbrahim Aczi Kendi ile Feyzi Halıcı, sadece âşığı anlatmakla kalmamışlar; onun döneminin Konya’sındaki hayatı da tanıtmaya çalışmışlardır. Konuya daha önce eğilen İ. A. Kendi bazı tespitlerde bulunmuştur: “1223/1808. Bu tarihte Konya’da iki kahve vardı. Birisi Türbe Önü’nde[ki] …Türbe Kahvesi, öteki de … Larende Caddesi üzerindeki Ayakçı Kahvesi idi.” (Kendi, 1952, 12-13). Bu kahvehaneler gelip geçen saz şairlerinin olduğu kadar Konya ve yakın çevresinin yetiştirdiği sanatkârların da uğrak yerleri idi.

Konya’da saz çalmakla şöhret kazanmış pek çok sanatkâr varsa da bunların hazırlıksız şiir söyleme gibi özellikleri bulunmadığı için onlara saz şairi demek doğru değildir. Ayrıca kendilerinin veya eskilerin türkülerini en güzel şekilde okumaları da onların saz şairi olarak anılmalarını sağlamayacaktır. Sesi güzel ve türkü dağarcığı zengin bu kişilerin “türkücü, türkü icracısı” gibi adlarla anılması daha yerinde olacaktır.

1966 yılında ilimizde, Konya Âşıklar Bayramı adıyla başlatılıp dördüncü yılından itibaren Türkiye Âşıklar Bayramı olarak adlandırılan, yiğitlerin harman olduğu söz meydanına katılanların tamamı âşık olarak algılanmıştır. Oysa eline sazı alıp da sahneye çıkanların bazıları daha yolun başındadır ve onlar ne âşık ne de saz şairidir; onlar saz çalabilen, ezberlediği usta malı türküleri veya şiirleri okuyan gönüllülerdir. Hatta sadece yazdığı son derece başarılı şiirleriyle tanınıp da ömrü boyunca eline hiç saz almayanlar da âşık olarak tanıtılmışlardır. Mesela şiir yazma alanında katıldığı pek çok şiir yarışmasında birinciliğe layık bulunan Kadirlili Halil Karabulut da âşık olarak kabul görmüştür. Karabulut ve benzeri özellikleri taşıyan sanatkârlara halk şairi demek daha doğrudur. Ancak unutulmamalıdır ki; âşık adındaki büyülü anlam zenginliği öbürlerinde olmadığı için, ülkemizde güzel şiir yazan herkes ya âşık olarak anılmakta veya onlar kendilerini âşık olarak tanıtmaktadırlar.

Günümüz Konya’sında hem saz çalıp hem de hazırlıksız şiir söyleyen birkaç sanatkâr vardır. Bunlar çeşitli meclislerde sanatlarını icra ederken bazen de yanlarına doğaçlaması olmayan, usta malı şiir ve türkü okuyan değişik yaş gruplarından kişileri de almakta; böylece yeni sanatkârların da yetişmesine yardımcı olmaktadırlar. İçlerinde sadece şiir yazmakla tanınıp bu tür meclislerde bulunmakla kendilerine âşıklık unvanı verileceğine inananlar da vardır (Ayrıca bk. Konya*/Ç. Edebiyat*/4. Âşık Edebiyatı*).

Konya Âşıklar Bayramı'nda atışan saz şairleri

SAİM SAKAOĞLU

BİBLİYOGRAFYA

  • [Ergun]-[Uğur], 1926; Gazimihal, 1947; Halıcı, 1982; Kendi, 1951; Gazimihal, 1947; Özönder, 2008; Sakaoğlu, 1986; a. mlf., 2006; a. mlf., 2013; Yakıcı, 1994.